Bedri Ayseli
Diyarbakır Yazarları / Nisan 18, 2020

Ses sanatçısı, besteci, diş hekimi., sinema oyuncusu, anı yazarı. 10 Haziran 1946’da Diyar­bakır’da doğdu. Cumhuriyet İlkokulu ve Ali Emiri Ortaokulu’nu bitir­dikten sonra 1964’te İstanbul’a yerleşerek Pertevniyal Lisesinden ve Nişantaşı Diş Hekimliği Yüksek Okulu’ndan (1975) mezun oldu. Müzikle yaşamına Diyarbakır’da başlamıştı. Lise yıllarında İstanbul’da rahmetli Sadi Yaver Ataman’dan nota, usul ve makam dersleri aldı. Daha sonra İstanbul Belediye Konservatuarına iki yıl müddetle devam etti. Bu sayede müzik bilgisini daha da kuvvetlendirdi. 1970 yılında İstanbul Radyosunun açtığı imtihanını kazanarak TRT’ye sanatçı olarak girdi. Aynı tarihlerde İstanbul Diş Hekimliği Fakültesine devam ediyordu. Üniversite yıllarında ilk plak çalışmasını yaptı. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra vatani görevini Kıbrıs Girne Askeri Hastanesinde diş hekimi olarak yaptı. Askerliği bittikten sonra İstanbul’a döndü ve burada Diş Hekimliği muayenehanesi açtı. Uzun bir süre mesleği ile sanat yaşamını birlikte sürdürdü. İki mesleğini de sevdi. Radyoevinde rahmetli Nida Tüfekçi, Tuncer İnan ve Yücel Paşmakçı gibi hocalarla çalıştı ve onlardan destek gördü. Kendisini “Bir Diyarbakır hayranı” olarak tanımlayan sanatçı, Diyarbakır türkülerinin yayılma­sında, tanınmasında büyük çaba gösterdi. Derlediği türküleri ve besteleriyle Diyarbakır halk kültürüne büyük katkılarda bulundu. Müziğe Cümbüş çalan rahmetli amcası Turgut Ayseli’den aldığı feyizle küçük yaşlarda başlamıştı. 1966 yılında Özel Okan Ses Yarışması’nda Türkiye Birincisi oldu. 1968 yılında bu kez, Akşam Gazetesi’nin…

Sezai Karakoç
Diyarbakır Yazarları / Nisan 18, 2020

Şair ve yazar, mütefekkir. 22 Ocak 1933, Ergani / Diyarbakır doğumlu. Babası Yasin Bey, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde çarpışırken Ruslara esir düşmüş olan orta hâlli bir tüccardı. Dedesi Hüseyin Bey de Plevne Savaşına katılmış, Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmış yiğit bir kişidir. Annesi Emine Hanım ev hanımıydı. Sezai Karakoç’un çocukluğu Ergani, Maden ve Piran’da geçti. İlkokula Ergani’de başladı (1938) ve burada bitirdi (1944). Maraş Ortaokuluna parasız yatılı olarak (1944) kaydoldu. 1947 yılında Gaziantep’te, yine parasız yatılı olarak, lise öğrenimine başladı. 1950 yılında Gaziantep Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl, bünyesinde parasız yatılı kısmı bulunan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine sınavla (1950) girdi. Bu okulun Maliye Bölümünden 1955 yılında, bir yıl gecikmeyle mezun oldu. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında okulun en dikkat çekici öğrencisi oldu. İlkokul öğrenciliği yıllarında Battal Gazi kitaplarını, Ahmediye ve Muhammediyeleri okuyarak, dinleyerek büyüdü. Ortaokuldayken Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, okuduğu, bildiği yazarlar arasındadır. Lisede okuma listesine Batı klâsiklerini de ekledi. Üniversite öğrenimine başladığında Doğu ve Batı klâsiklerinin çoğunu okumuştu. Üniversite öğrenimi sırasında, daha birinci sınıftayken asistanlık teklifi aldıysa da bu teklifin üzerinde durmadı. Liseyi bitirince felsefe öğrenimi görmek istemişti, sonra ilâhiyat okumak istedi. Ancak bu iki okulda öğrenim görmesi mümkün olmadı. Sezai Karakoç…

Mıgırdiç Margosyan
Diyarbakır Yazarları / Nisan 18, 2020

23 Aralık 1938’de Diyarbakır’ın ünlü Hançepek Mahallesi’nde (Gâvur Mahallesi) doğdu. Eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul’daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi’nde sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 1966-1972 yılları arasında Üsküdar Selamsız’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde müdürlüğün yanı sıra felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyatı öğretmenliği yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara gazetesinde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmerı [Bizim Oralar] adıyla kitap haline getirildi (1984) ve bu kitabıyla 1988’de, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’nü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gâvur Mahallesi Avesta Yayınları tarafından Li Ba Me, Li Wan Deran [Bizim O Yöreler] adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). Türkçe kaleme aldığı Tespih Taneleri (2006) adlı anı-romanı büyük ilgiyle karşılandı. Son edebi eseri Tanrı’nın Seyir Defteri 2016’da yayımlandı. Gâvur Mahallesi 2017’de Gomidas Enstitüsü (Londra) ve Aras işbirliği ile İngilizce olarak yayımlandı. 2018’de, yazarın sekseninci yaşı vesilesiyle tüm eserlerini bir araya getiren Fıllaname basıldı. Evrensel gazetesinde “Kirveme Mektuplar” adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan’ın bu makalelerinin bir bölümü Kirveme Mektuplar adıyla 2006’da Diyarbakır’da kitaplaştırıldı (Lis tarafından, 2011’da yeni basımı Aras). 1996-1999 yılları arasında Agos gazetesinde yayımlanan makalelerinden yapılan bir seçki olan Zurna 2009’da, yine Evrensel yazılarından derlenen Çengelliiğne (ilk basımı 1999, Belge Yayınları) ve Yeni Yüzyıl ve Yeni Gündem gazetelerinde yayımlanan…

Özer Ozankaya 1937
Diyarbakır Yazarları / Nisan 12, 2019

1959’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirerek aynı fakültede Sosyoloji Asistanı oldu. ABD’de Syracuse Üniversitesi’nde “Türk ve Japon Çağdaşlaşma Deneyimlerinin Karşılaştırması” teziyle Sosyoloji Master Derecesi alan Ozankaya, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde sırasıyla 1966 yılında “Üniversite Öğrencilerinin Siyasal Yönelimleri” konulu teziyle doktor, 1970 yılında “Köyde Toplumsal Yapı ve Siyasal Kültür” konulu araştırmasıyla doçent ve 1978 yılında da “Türk Devrimi ve Yüksek Öğretim Gençliği” konulu araştırmasıyla profesör oldu. Prof. Ozankaya, Türk Sosyal Bilimler Derneği, Türk Sosyoloji Derneği, Mülkiyeliler Birliği, Türk Japon Kültürünü Araştırma ve Dayanışma Derneği gibi derneklerin de üyesidir. Çeşitli üniversitelerde ders veren Profesör Ozankaya, 1990 yılında kendi isteği ile kadrolu öğretim üyeliğinden ayrıldı. Şu anda Orta-Doğu Teknik ve Bilkent Üniversitelerinde öğretim çalışmalarını sürdürüyor. Prof. Ozankaya, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Osmanlıca’dan birçok temel yapıtı da dilimize çevirerek yayınladı. Emile Durkheim’in İntihar, (3. Bsm, CEM Yayınevi, 2002), Max Weber’in Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı (İMGE Yayınevi, 1994), E. H. Carr’in Tarih Yazımında Nesnellik ve Yanlılık (İMGE Yayınevi, 1992), George Sabine’in Yakın Çağ Siyasal Düşünceler Tarihi (4. Bsm. CEM Yayınevi, 2001), Şemseddin Sami, Kadın (Basın-Yayın Yüksek Okulu Yıllığı, 1981), Celal Nuri, Kadınlarımız (Kültür Bakanlığı Yayını, 1993) ve Celal Nuri, Türk Devrimi (Kültür Bakanlığı Yayını, 2002) bunlar arasındadır. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi olan, 4….

İhsan Işık 1952
Diyarbakır Yazarları / Mart 30, 2019

İhsan Işık 4 Mayıs 1952’de Diyarbakır’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini doğduğu kentte tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TDE Bölümü mezunu. 1990 yılında Türk Filoloğu unvanını aldı. Lisans tezi: “Necip Fazıl Kısakürek’in Oyunlarında Tipler”. 1976 yılından itibaren yerleştiği İstanbul’da bir süre memurluk; çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği, özel bir kuruluşta basın danışmanlığı, Akabe Yayınevi ve Mavera dergisi yönetmenliği, reklâm ajansı yöneticiliği, Ünlem Yayınları sahipliği ve yöneticiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İETT Genel Müdürlüğü basın danışmanlığı görevlerinde bulundu. 1996’da Ankara’ya yerleşerek Başbakanlık Danışmanı, Başbakanlık SHÇEK Genel Müdürü olarak görev aldı. 1998’de kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 2001’de Elvan Yayınlarını kurdu. 25.11.2006’da İLESAM Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. 2007’de Kültür ve Turizm Bakanlığının Uluslararası Fuarlara Hazırlık Komitesi Yürütme Kurulu üyeliğine seçildi, Nisan Ajans adıyla bir telif hakları ajansı kurdu. İlk yazı ve şiirlerini Diyarbakır yerel gazetelerinde yayımlamıştı. 1971’den itibaren ürünleri Tohum, Hilal, İslâm Medeniyeti, Pınar, Çile, Yeni Sanat, Düşünce, Muştu, Aylık Dergi, Girişim, Mavera (genel yayın yönetmeni), Dış Politika, Yeni Zemin, Yedi İklim ve Hece vd. dergileri ile Yeni Devir (sanat-edebiyat sayfası yönetmeni), Millî Gazete, Zaman, Akit (Vakit), vd. gazetelerinde yer aldı. Yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda konferans verdi, panel ve açık oturumlara konuşmacı ve yönetici olarak katıldı. Almanya, Fransa, Türkmenistan, İran, Arnavutluk, Makedonya ve Bosna’yı dolaştı….

Cahit Sıtkı Tarancı 1910-1956
Diyarbakır Yazarları / Mart 30, 2019

Kişiliği az çok Ahmed Hâşim’e benzeyen Cahit Sıtkı, sürekli bir hoşnutsuzluk, elem, üzüntü havası içinde yaşamıştır. Çehresinin güzel olmayışından, umduğunca yakışıklı bulunmayışından ve kadınların ilgisizliğinden o da yakınmıştır.Şiir görüşlerini, iç dünyasını, sıkıntı, hasret ve tasalarını, şiirde ne yapmak istediğini Ziya Osman Saba’ya yazdığı bazı mektuplarda belirtir. Bunlar, şairin ölümünden sonra Ziya’ya Mektuplar (1957) adlı bir kitapta toplanmıştır.ÜSLUBU:Cahit Sıtkı hece veznine ve kafiyeye, sonuna kadar bağlı kalmış bir şairdir. Sade, yalın ahenkli bir dille şiir söylemek, uzun cümlelerden kaçıp diyeceğini tek mısraa sığdırmak, bol ve güzel halk deyimleri kullanmak üslûbunun başlıca nitelikleridir. Açık, aydın söyleyişi, düz anlatımı seçmiştir. Fazla derinlik ve tabiatın sınırlarını zorlamak, onda yoktur. Necip Fazıl’ın aksine felsefî temalar ve içice kapalı mecazlar yerine günlük aşkları, gençlik, insanlık tasaları, gündelik dertleri ve mutlulukları söylemiştir.Cahit Sıtkı, şiirlerinin çoğunda kendisini anlatmıştır: Bunalışını, karamsar hâllerini, kuruntularını, iç sıkıntılarını, özleyişlerini ve ölüm korkusunu açığa vuran 35 Yaş Şiiri, bu tasalı karamsar kişinin bir sanat bildirisi sayılabilir.Bu karamsarlığın sebebi çok şeye yorulabilir: Önce kendini beğenmez, sonra gerçek bir Tanrı, din veya felsefenin tesellisinden yoksun görünmektedir. Tarancı’nın kadın şefkati, aile sıcaklığı, dost bağlılığı gibi sıcak ve hayata bağlayıcı un-surlardan da mahrum olduğu düşünülürse, üzüntüleri daha olağan karşılanır, Kaldı ki sağlığı da sallantıda, vücut yapısı da çürüktür: Bedenî hastalıkları ve…

Süleyman Nazif 1869-1927
Diyarbakır Yazarları / Mart 30, 2019

Servetifünun Edebiyatında şiir ve nesir alanında eserleriyle tanınan Süleyman Nazif, Doğu ve Batı edebiyatlarına hâkimdir. Hem şiir hem de nesir alanında Namık Kemal ekolünün en önemli temsilcisidir. Servetifünun’a bağlı olduğu zamanlar, “sanat sanat içindir” görüşüne uyarak yazdığı şiirlerinde, hüzünlü duygular ve hayallerini işledi. Meşrutiyet sonrası kullandığı nesir; dil ve üslupça Servetifünun’dan gelen özelliklerin devam ettirilmesi ve geliştirilmesiyle oluşmuştur. Nesrinde fikir ve bilgi kuvvetiyle iradenin mantıki bir düzen içinde seyrini görmek mümkündür. Ancak fikirlerinin kökleri daima hisleri ve heyecanlarıdır. Fikirleri, zamanla ve içinde bulunduğu ruh durumuna göre şekil aldığından, yazılarında, birbirine zıt fikirlere rastlanır. Süleyman Nazif’in edebî hayatında en parlak dönem, Meşrutiyet yılları sonrasıdır. Devletin ve milletin uğradığı büyük felaketlere ve haksızlıklara isyan eden, engin bir vatan ve millet sevgisiyle yüklü eserler ortaya koyar. Bu dönemdeki eserlerinde Namık Kemal’in vatan, özgürlük ve adalet temalarını işleyen sanatçı, konuşmaları ve yazıları yüzünden Malta’ya sürgüne gönderilir. Kısaca özetleyecek olursak; Servetifünun topluluğuna katıldıktan sonra bireysel konuları işlemiştir. 1908’den sonra ise toplumsal konuları işlemiştir, “toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. İtilaf Devletleri tarafından İstanbul’un işgal edilmesi üzerine “Kara Bir Gün” adlı yazısının yayımlanmasından dolayı Malta’ya sürülmüştür. Daüssıla şiirinde milli duyguları ve ıstırapları anlatmıştır. Malta’da sürgündeyken yazdığı “vatan” konulu şiirleriyle ünlenmiştir. Şiirlerinde Namık Kemal’i örnek alan sanatçı, toplumcu…

Celal Güzelses 1899-1959
Diyarbakır Yazarları / Mart 30, 2019

Esas ismi Mehmet Celalettin olan Celal Güzelses Diyarbakır’ da doğdu. Babası Derviş Hasan, Annesi Latife Hanım’ dır. Babası tarafından mahalle mektebine verilen Celal GüzelsesBirinci Dünya savaşı yıllarında Rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamadı. Okula giderken 1913’ten 1921’e kadar Diyarbakır Ulu Cami’de müezzinlik yaptı. 1931 yılında Karındaş Mahmut’un Diyarbakır şivesini taklit ederek doldurduğu plak Diyarbakır halkından oldukça tepki almıştı. Celal Güzelses bu plağa olan tepkisini dile getirmek için İstanbul’a plak doldurmaya giderek ilk plağını doldurdu. İlk plağının gördüğü ilgiden sonra diğerleri geldi. 20’ nin üzerinde plak doldurdu.Celal Güzelses Bayındırlık bakanı Feyzi Pirinçcioğlu’nun ısrarıyla 1917’de bir tesadüf sonucu tanıştığı Mustafa Kemal Paşa’dan “Şark Bülbülü” ünvanını aldı. 1934 yılında soyadı kanunun kabulü ile de “Güzelses” soyadını aldı. Celal Güzelses 22 haziran 1943 tarihinde Diyarbakır Halk Musiki Cemiyetini bir kaç arkadaşı ile birlikte kurdu. Yedi yıl cemiyette arkadaşlarıyla çalışmalar yaptı. 1950’de cemiyete yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrıldı. 1956 yılında kendisinden ayrılan arkadaşlarının Yıldız kulübünde toplanması Celal Güzelses’i çok üzdü. Ulu cami baş müezzinliği için vilayete başvuruda bulunur. Bu görevi vefatına kadar sürdü. 1 Şubat 1959 günü Diyarbakır’da vefat etti. Cenazesi Ulu Cami’den eller üzerinde ilahi ve tekbirlerle (vasiyeti üzerine) Şeyhi Zeki Efendi’nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına defnedildi. Celal…

Ali Emiri Efenfi (1857 – 1924)
Diyarbakır Yazarları / Mart 17, 2019

Araştırmacı ve Tezkire yazarı. Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eserini türk kültür hayatına kazandıran kişi. Millet kutüphanesinin kurucusu.1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emiri, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı. Sekiz on yaşlarında, eski yapılar üzerindeki yazıları okuyup anlamaya çalışıyordu. Ayrıca şiiri de seviyordu. Güçlü bir hafızaya da sahip olan Ali Emiri, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadir’ül Asar isimli eserdeki dört bin beyiti ezberlemişti bile. Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul olan Ali Emiri bu konuda oldukça başarılı sayılır. Çünkü, yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.Ali Emiri çok yönlü bir şahsiyete sahipti. Fakat, kitap okuma merakı her şeyin üstündeydi. Durmadan ve büyük bir iştahla devamlı surette kitap okuyordu. Bundan dolayı daha gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı’na ait bir çok kitabı okuyup ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor:”Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum.” Emiri, ozellikle, tarih kitaplarını da okumayı çok seviyordu. Bu sevgi o kadar büyüktü ki, bazen uykusunu bile bu uğurda feda ediyordu. Geceleri kitabı okurken, çoğu zaman sabahı ettiğinin farkına bile varmazdı. Uyuduğu zaman da yanındakileri uyutmazdı. Çünkü, uykudan önce okuduğu kitapları, uykusunda yüksek sesle tekrar ederdi. Okumaları o dereceye vardı ki, vücudu zayıf düşüp…

Ziya Gökalp – 1876-1924
Diyarbakır Yazarları / Mart 13, 2019

Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey’in oğlu olarak Diyarbakır Çermik’te dünyaya geldi. Eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1896’da İstanbul’a giden Gökalp buradaki öğrenimi sırasında Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadi- si’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912’de Diyarbakır milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası ve Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da sosyoloji dersleri verdi. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919’da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra “Malta Mektupları” adıyla kitaplaştırılmıştır. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti. 1924’te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da hayatını kaybetti. Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. Edebi Kişiliği “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın…

Diyarbakır evden eve Nakliyat